Hz Hamza -yer ağlıyordu Hamzaya -ilahi

İlahiler > kategorisinde yayınlandı. 14 Yorum »

14 Yanıt to “Hz Hamza -yer ağlıyordu Hamzaya -ilahi”

  1. osman Diyor:

    Allah hz.hamza gibi bir insanı türkiyeye başbakan olmayı nasip etsin…

  2. oğuz Diyor:

    cok güzel ilahhi

  3. esra Diyor:

    süper bişey ya allahım onların yolundan gitmeyi nasip etsin tüm insanlıgaa

  4. semra Diyor:

    çokkkk beyeiyommmmm bu ilahiyi arkadaşlar dün vardı izleyen varmı

  5. mehmet Diyor:

    ben çokkkkkkkk seviyorum bu ilahi yea arkadaşlar demi çokkkkk güzel

  6. Ahmet Sari Diyor:

    Ben simdiye kadar okadar ilahi ögrendim gördüm ama benim en sevdigim ilahi ve engüzel ilahi bu

    “Yer agliyordu hamzaya”

    öyle degilmi arkadaslar en güzel ilahi bu degilmi???

  7. ercan Diyor:

    ya ben bu ilahiyi ne zmn dinlesem çok duygulanıyorum ve üzülüyorum ndn biliyormusunuz çümkü gördüğünüz gibi bizim için neler yapmışlar neler islan dinini yürütebilmek için neler yapmışlar neler ama biz ne yaptık sadece biz müslümanzı dedik

  8. salah Diyor:

    le illaha illallah mohamed rasulallah . allahım tüm müslümanların canını korusun .innel illeyhi wa innel illeyhi racuoun . slm allek ya rasul allah s.a ya habib allah …

  9. salah Diyor:

    FAKİR VE KÖR
    Kibirli ve zengin birisi kapısına gelen bir fakire bir şey vermediği gibi, onu hem paylar hem de kapıyı yüzüne kapatır.. Zavallı fakir içlenir; bir tarafa çekilir ve oturur, ağlamaya başlar.. Bir kör, onun ağlamalarını duyar. Kalkar yanına gelir, niçin böyle üzgün olduğunu, ağladığını sorar.

    Fakir olanı biteni anlatır.

    Kör, teselli vererek, üzülmemesini, kendi evine gelmesini, evinde kalmasını, ekmeğini çorbasını kendisiyle paylaşmasını ister ve ısrarda eder. Fakir onun içtenliği ve ısrarı karşısında kabul eder, onunla gider.

    Kör ona karşı çok güzel bir konukseverlik gösterir. Fakirin, hem karnı doyar hem de gönlü hoş olur. Gönlü öyle hoş olur ki, o hoşnutluk içinde:

    - Sen bana evini açtın, sen bana gönlünü açtın, Kadir Mevlamda senin gözünü açsın, diye dua eder.

    Gece olur, körde bir gariplenir bir gariplenirki, o gariplik içersinde gözünden birkaç damla yaş damlar, gözleri birden açılır. Görmeğe başlar.

    Körün görmesi ile ilgil i haber bir anda şehirde yayılır. Yer yerinden oynar. Bu haberi onu kapısından kovan, kovmakla kalmayan taş yüreklide duyar. İşin doğruluğunu anlamak için gözü açılan şahsa gelir:

    - Çok şanslıymışsın. Gözün nasıl açıldı, kim açtı.

    - Hey! seni gidi gafil seni, sen nasıl bir adammışsınki, öyle bir mübarek zatı azarladın, üzdün, yüzünü yıktın. devlet kuşunu bıraktın, baykuş ile meşgul oldun. Gözümün kapısını, senin yüzüne kapıyı kapattığın o kimse açtı.

    - Desene kendime yazık ettim, öyle bir doğanmışki öyle bir devletmiş ki, kıymetini bilemedim, bana değil sana nasip oldu, ben avlayamadım sen avladın, der ve kıskançlıkla parmağını ısırır.

    Dişini sıçan gibi hırsa batırmış kimse koca doğanı nasıl avlayabilir? İyilerin bastıkları toprak dermandır, göz açar. Ancak gönül gözü kör olanlar o dermandan gafildirler, kıymetini ne bilsinler.

  10. salah Diyor:

    Beddua yerine dua…
    Ma’rûf-ı Kerhi Hazretleri bir gün talebelerini toplar Dicle kenarındaki hurmalıklara çekilir sohbet ederler. Bu esnada nehirden bir kayık geçer. İçinde birkaç bıçkın genç. Hem içki içerler, hem şarkı söylerler. Bir ara hepten şirazeden çıkar, naralar atarlar. Talebeler bu edepsizliğe çok bozulur. Hatta içlerinden bazıları
    -Ah şu kayık bir devrilse de günlerini görseler, derler

    Ardarda patlayan kahkahalardan ders yapılamaz olunca mübarek o yana döner. Ellerini açar ve;
    - Ya Rabbi, Sen bu kullarını dünyada neşelendirdiğin gibi ahirette de neşelendir. Onlara hidayet ve istikamet nasip eyle, der.

    İşte tam o sıra gençlerden biri sahildeki sohbetin farkına varır, arkadaşlarını uyarır. Mübareği görünce derlenir toparlanırlar. Hatta sazlarını kırar, destileri suya atarlar. Mahçup mahçup gelir, Şeyh Mar’uf’un ellerine kapanırlar. O günden sonra sohbetin müdavimlerinden olurlar.

    OYUNCAK SATIN ALACAĞIM

    Sırrî-yi Sekâtî anlatıyor:
    Bir bayram günü hazreti Ma’rûf’u hurma toplarken gördüm ve;
    - Bunları ne yapacaksın?diye sordum.
    O da;
    -Şu çocuğu ağlarken gördüm ve niçin ağladığını sordum. Bana yetim olup anne ve babasının olmadığını, arkadaşlarının yeni elbiseleri ve oyuncakları olup kendisinin olmadığını söyledi. Şimdi bunları toplayıp satacağım, ağlamayıp oynaması için ona oyuncak satın alacağım, dedi.
    Bunun üzerine;
    -Bu işi bana bırak, deyip çocuğu alıp götürdüm. Yeni güzel elbiseler ve oynaması için bir oyuncak aldım. Çocuk o zaman memnun oldu. Bundan sonra kalbime bir nur geldi, kalbim parladı ve hâlim bambaşka oldu.”

    Paylaşılamayan velî

    Mar’uf-ı Kerhi Hazretlerini sadece Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da çok sever. Bir defasında bunlardan biri gelir, ‘çocuk sahibi olabilmek’ için dua ister. Büyük veli bir fırsatını bulup onu zarif bir şekilde İslâm’a davet eder.
    Adam;
    - İyi ama, ben buraya din değiştirmeye gelmedim ki. İstediğim sadece bir evlad, der.
    Veli;
    - Allah sana hayırlı bir evlad nasip etsin. Onun elinden imana gelesin, diye dua eder.
    Çok geçmez, adamcağızın çok akıllı bir oğlu olur. Okul çağı gelince onu kilise mektebine gönderir. Rahip ilk gün teslisi anlatır ama çocuk bir tuhaf olur.
    Çocuk;
    - Hayır! kalbim daralıyor, dilim söylemiyor, der.
    Rahip;
    -Tamam, bunları sonra konuşuruz. Şimdi alfabeye geçelim. Haydi bana harfleri oku,der.
    Çocuk bir şiir okur ki ilk beyit elif, beyle başlar son beyit lamelif, ye ile biter. Her mısra Allahü teâlânın sıfatlarını ve Muhammed Aleyhisselamın meziyetlerini anlatır ki sanatlarla doludur. Çocuk, alfabeyi bitirip devam eder.

    “Ağlatan, güldüren, öldüren, dirilten Allah’a yemin ederim ki
    O’nun kapısından başkasına giden mutlaka zarar etti
    Ondan başkasından ne zarar gelebilir, ne fayda
    Kul isyan eder, örter âliyyul âlâ.”

    Rahip bu sözleri söyleyeni değil söyleteni arar ve doğruyu bulur. Çocuğun babasını da İslâm’a davet eder. Adamcağız itiraz etmez zira yıllar evvel Şeyh Ma’ruf’un ettiği dua kulaklarında çınlamaktadır.

    Ma’ruf-i Kerhi Hazretleri ölümü yaklaştığında vefakâr talebesi Sırrıyî Sekati’ye döner ve
    - Ben ölünce üzerimdeki gömleği fakirlere ver, der.

    Biliyor musunuz zaten bütün serveti o gömlektir. Hasılı bu âlemden geldiği gibi gider.

    Mübarek kimseyi kırmaz ve herkese insanca muamele eder. Bu yüzden onu herkes sever. Komşuları cenazesini paylaşamazlar. Hıristiyanlar ve Yahudiler de gelir onu kendi mezarlıklarına defnetmeye kalkışırlar. Ancak tabutu yerinden bile oynatamazlar, halbuki Müslümanlar el attığında naaş tüy gibi hafifler ve kuş gibi uçar. Orada bulunanlar topyekün müslüman olurlar.

  11. EMİR Diyor:

    ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOK GÜZEL İLAHİ

  12. hamza Diyor:

    buuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu cok guzel

  13. metin Diyor:

    slm ben ismail yk


Yorum Yapın